Osmanlı devleti

28 August 2010 Yazan admin  
Kategori Genel, Osmanlı

osmanlı

osmanlı

Osmanlı devleti tam olarak 600 Yıllık bir imparatorluktur. Yüzyıllardır dünyaya hükmetmiş bir imparatorluktur. 1299 da söğüt domaniçte kurulmuştur.

Osmanlı Devleti hakkında diğer bölümlerimize bakıp istediğiniz bilgilere ulaşabilirsiniz.

Osmanlı buradan bakabilirsiniz osmanlı hakkındaki diğer öğrenmek istediklerinize.

NDK RÖPORTAJLARI

16 May 2010 Yazan admin  
Kategori Osmanlı

Not Düştüm Karanlığa (NDK)nın deÄŸerli üyesi “Karanlık GüneÅŸ” çeÅŸitli blog yazarlarıyla yaptığı mini röportajları bir sanal dergi haline getirdi. Bu güzel ve önemli çalışma içerisinde bana da yer veren Karanlık GüneÅŸ’e teÅŸekkürü bir borç biliyorum. Blog yazarlarıyla ilgili ilginç bilgileri öğrenmek isteyen arkadaÅŸlar aÅŸağıdaki sanal derginin sayfalarını karıştırabilirler. Direkt “Edebiyat Meclisi” yazarı eeyore ile röportajı okumak isteyenlerse

BEĞENDİĞİM EZGİLER # 3

15 May 2010 Yazan admin  
Kategori Osmanlı

YAS

atıralar başucumda nöbet tutar gece gündüz bekler beni
düşlerim var benim hayallerim var
fikrim derya deniz fikrim geri getirir
seni
ne eserim ne yağarım dururum mateme dilsiz dağ gibi
dualarım var; duvarlarım var
yazarım söylerim yana yana ismini
yarıda kaldı şarkılar aman
bu yaraya deva deÄŸil zaman
ateş düştüğü yeri yakar
bu düzeni bozuk dünya yalan
ötme bülbül ötme can ayazda kışta
sen gülü terk etme; şarkılar şiirler yasta


Söz-Müzik: SEZEN AKSU


Her dönem bir ÅŸarkı takılır ya insanın aÄŸzına bugünlerde aÄŸzıma takılan parça aslında baya eski bir parça. Rivayete göre Sezen Aksu’nun Uzay Heparı’nın ölümü üzerine bestelediÄŸi bir ÅŸarkı “Yas” Levent Yüksel’in seslendirdiÄŸi ikinci albümünde yer verdiÄŸi eÅŸsiz bir eser. Sonrasında Kubat seslendirmiÅŸti.

Sezen’e neden bu ÅŸarkıyı kendiniz yorumlamadınız diye sormuÅŸlar. O da “mümkün deÄŸil, söyleyemem” diye yanıt vermiÅŸ.


SESSİZ VEDA # 1

13 May 2010 Yazan admin  
Kategori Osmanlı

kadın, onu başka bir kadınla göreceğini hissettiği halde adımını atmıştı kapıdan içeri. ne olacağını çok iyi bildiği halde içeriye girmekten hiç çekinmemişti. adımını usulca atarak etrafı boş gözlerle izlemeye koyuldu. adımlarını sıklaştırmıştı, acelesi var gibi mekanın diğer kapısına yürüyordu. yaptığı şeye izlemek de denemezdi artık. kadının gözlerinde mekan, sis altında kalmış bir ovadan farksızdı. masaların üzerinde ne varsa siste renkleri birbirine girmiş çiçekleri andırıyordu. bir köşede birkaç dost oturmuş dertleşiyor, bir diğerinde tavlanın zarlarını sallayan genç bir adam kahkahalar atarak gülüyordu. sigara dumanı ve yüksek sesli müzik mekanın görüntüsünü iyice karıştırmaktaydı.
kadının gözleri bir an kalabalık içerisinde sevdiği adama ilişti. ona benziyordu, oradaydı; tam karşıda, peki gerçekten o muydu? uzun uzun bakmaya gerek kalmadan onlarca metreden onu tanıyacak kadar aşinaydı o surata. uzun uzun bakmıştı çünkü çehresine. belki toplasa aylar edecekti bu bakışları. o gürültülü masanın en ucunda oturan sarı saçlı, deniz gözlü çocuğu eskitmişti kadın baka baka bir fotoğrafına. evet o kadar aşinaydı ki o yüze yüzlerce metre uzaktan o olduğunu anlayabilirdi kadın. kaç gece gözyaşları içerisinde ondan yadigar tek fotoğrafıyla uyuyakalmıştı. kaç kere onu, belli etmeden saatlerce izlemişti yine bu mekanda?gülümsediğinde yanağında beliren gamze için kaç defa içinin yağları erimişti? keşke bu saçının rengini uçsuz bucaksız anadolu bozkırlarından alan yağız delikanlı bilseydi de onun için çarpan şu yüreği, sonrasında yine o masada o kadınla olsaydı; kadın ölse de gam yemezdi.
hayır öyle olmamıştı. kadın gördüğü ilk günden bu yana cayır cayır yanıyordu ; ancak ne dumanı ne de ateÅŸi görmüştü adam. adam hiçbir ÅŸeyin farkında deÄŸildi. belki de farkındaydı bunu allah’tan baÅŸka kim bilebilirdi ? kadın kafenin çıkış kapısına ulaÅŸtığında gözleriyle o masayı bir kez daha süzdü. kısa bir bakış fırlattı. adamla göz göze gelmiÅŸ gibi hissetti kendini. onun masmavi gözlerinde boÄŸuluyor gibiydi. dudakları titremeye baÅŸladı kadının. utancını gizlemeye uÄŸraÅŸtı dudaklarını ısırarak. ve insanlar görmesin diye başını önüne eÄŸerek hızlı adımlarla dışarı attı kendini. kısa bir müddet koÅŸtuktan sonra bir ahlat aÄŸacının altına ulaÅŸtı. insanlardan uzaktaydı. hıçkırıklarını dizginlemenin alemi yoktu artık. adamı gördüğü ilk güne lanetler edip, bütün acısını soÄŸuktan pespembe kesilmiÅŸ yanaklarına akıttı…
(devamı yarın)

ANNELERİMİZE BÜTÜN KALBİMİZLE

13 May 2010 Yazan admin  
Kategori Osmanlı

ANNECİĞİM

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!…

NECİP FAZIL KISAKÜREK

SESSİZ VEDA # 2

13 May 2010 Yazan admin  
Kategori Osmanlı

rüzgar saçlarını bir o yana bir bu yana dağıtırken karanlıkta gözyaÅŸlarının damla damla yanaklarından süzüldüğünü fark ediyordu zavallı kadın. saÄŸ koluyla iki gözünün yaşını da sildi. derin derin soludu. çenesini eline dayayıp uçsuz bucaksız karanlığı izlemeye koyuldu. “bir gün böyle olacaktı” dedi içinden. bir gün böyle olacağı belliydi. ya yıllardır içinde biriktirdiÄŸi özlem? ÅŸimdi ne yapacaktı onu? nasıl dayanacaktı bu acıya? hasreti acıya çeviren bu olay yaÅŸamının seyrini deÄŸiÅŸtirecekti. onun masmavi gözlerini gördüğü gün geldi yine aklına, gülümsedi. büyük bir tezatı yaşıyordu. evet, gülümsüyordu. onu ilk gördüğündeki gibi gülümsüyordu.

güzel bir bahar sabahı karşılaşmışlardı. karşılaşmak da denemezdi aslında buna. koca bir amfide, kadın tıpkı bugün gibi masmavi gözlerinin içine düşmüştü adamın. aynı sıraya oturmuşlardı. sanat tarihi sınavıydı. günlerdir hazırlanıyordu bu sınava. bu dersi vermekten başka çaresi yoktu. üniversitenin en büyük amfisi böyle sınavlar için oldukça sıkıcı olurdu. bugün de öyle olacakmış gibi geliyordu ama bu kez öyle olmadı. genç kadın yüreğinin atışını kulaklarında hissediyordu. henüz kağıtlar dağıtılmamıştı. öğretmen de ortalarda görünmüyordu. bir uğultu ile kaplıydı koca salon. kimdi yanında oturan bu çocuk? daha önce neden görmemişti onu. belli ki bu dersi alttan alıyordu. kadın bir kere daha baktı kaçamak bakışlarla. kalbi yerinden çıkacak gibi olmuştu. adam, kadının kendisine baktığını hissetmemişti. önündeki notlarla ilgileniyordu. kadın son bir kez daha bakmaya yeltenecekti ki iki gencin bakışları bir anda kesişiverdi. belki saliselerle ölçülebilecek bir andı; ancak kadın yıllar boyu süren bir huzur uykusuna dalmış gibi hissetti kendisini. zaman sanki durmuş bu iki genç insanın bakışları havada asılı kalmıştı. salonu dolduran o uğultu şimdi yoktu. sanki herkes susmuş bu iki insanın birbirine bakmasını izliyordu. upuzun bir sessizlik içerisinde kesişen bakışlar genç adamın belli belirsiz tebessümü ile farklı noktalara dağıldılar. kadın öldüğünü düşündü. öldüğünü ve cennet denen yerin kapısına dayandığını. başını önüne eğdi kadın tıpkı adam gibi ve hınzırca gülümsedi.
o sınavda neler soruldu, neler için yanıt istemiÅŸti hoca hiç bilmiyordu kadın. vermesi gereken ders onun bir yılına mal olacaktı. ancak o yıllarına mal olacağını bilse de yanında oturan çocuÄŸu düşünüyordu. fark etmiÅŸ miydi acaba kendisini ? bugün o kadar özensizce çıkmıştı ki dışarı. kendi kendisine küfürler ediyordu içinden. keÅŸke bu bluzu giymeseydim, keÅŸke saçlarımı böyle toplamasaydım… acaba heyecanlandığımı fark etmiÅŸ midir? sınavda bir ara başını kağıttan kaldırdı kadın. bir yudum su içecekti. başını saÄŸa çevirmeye utanıyordu. göz ucuyla baktı o yana. sınavın bitmesine henüz 30 dakika vardı. o anda adam doÄŸruldu yerinden. ve kağıdıyla birlikte kıza doÄŸru yürümeye baÅŸladı. kız afallamıştı. bir elinde su ÅŸiÅŸesi, bir elinde kalem bakakalmıştı. evet ona doÄŸru geliyordu sarışın mavi gözlü adam. yüzünde kızıla yakın kirli bir sakal vardı. kirpiklerinin rengi sakallarınınki gibiydi, uzun ve kıvrıktı. kaÅŸları alnına özenle yerleÅŸmiÅŸlerdi. burnu ince ve uzuncaydı. gülümsediÄŸinde fark ettiÄŸi saÄŸ yanağındaki gamze adam yaklaÅŸtıkça daha da belirginleÅŸiyordu. adam özür dileyerek geçmek için izin istedi. o anda ne yapacağını ÅŸaşırdı kadın.” sana baÅŸarılar” dedi genç adam. ve yine o minik tebessüm.
ahlat aÄŸacının altındaki bankta ıslanan yanaklarını mendiliyle silmeye çalışan genç kadın, amfide çocuk yanından geçerken ciÄŸerlerine doldurduÄŸu o kokuyu anımsadı. nasıl da başı dönmüştü. o kokuyu her duyduÄŸunda, gözleri adını bile bilmediÄŸi o adamı arıyordu. sınavdan çıkıp deniz kıyısından ufku uzun uzun izlediÄŸini, ilk kez tattığı bu duygunun aslında ne kadar eÅŸsiz olduÄŸunu düşündüğünü anımsadı. ÅŸimdi acı acı gülümsüyordu. o güzel anların ardı hayatının en çekilmez dakikalarıyla doluydu…
devamı yarın

SESSİZ VEDA # 3

13 May 2010 Yazan admin  
Kategori Osmanlı

dilekolay o kritik sınavdan sonra 2 sene geçmiÅŸti. çocuÄŸun arkeoloji’de okuduÄŸunu öğrenmiÅŸ, farklı bölümlerde olsalar da sık sık karşılaÅŸmışlardı. kadın hiçbir gün içini gıcıklayan bu duyguları sarışın mavi gözlü adama açamadı. baÅŸlarda yanaklarını pespembe eden o güzel his sonraları günden güne kadını kemiren bir maraz halini aldı. ÅŸimdi gözyaÅŸlarını akıttığı bu ahlat aÄŸacının altında aşık olduÄŸu adamı bir baÅŸkasıyla görmenin derin acısını yaÅŸarken içinde tek bir ukteydi sevgisini söyleyememek.
onca zaman içinde büyüttüğü o masum bebeği, her karşılaşmalarında içinde kopan fırtınaları, adamın o ucsuz bucaksız deniz gözlerinin önüne sermeyi ne çok isterdi. ama olmamıştı. o bir kadındı. hislerini ifade etmek onun için haramdı. bir kadın nasıl olur da erkeğine sevdiğini söyleyebilirdi. bu ona göre değildi.
kadın gördüklerine inanmak istemese de yıllarca içinde göz nuru döküp oluşturduğu o görkemli tablo, yalancı bir fırça darbesiyle mahvolmuştu. kendisini enayi gibi hissetti kadın. böyle bir sonu bekliyordu ki bile bile ladesti yaptığı. sonucuna aldırmadan beklemişti kadın. fark edileceği günü iple çekmişti.
kadın ahlat aÄŸacının altından hışımla kalktı, alelacele üstünü başını düzeltti. kararlı adımlarla talihine sövdüğü mekana yöneldi. yanaklarında yeni kurumuÅŸ gözyaÅŸlarının tuzu duruyordu. ilerliyordu. bir kenarda sohbet eden arkadaÅŸları ağırkanlı diye tanıdıkları bu kadını böyle telaÅŸ içinde koÅŸuyor görmenin ÅŸaÅŸkınlığını yaşıyorlardı. kadının, adamı bir kızla gördüğü kafe, üniversitenin ders görülen binasının en alt katındaydı. binanın diÄŸer yanından kendi sınıfına çıktı. masasının altına kaldırdığı pembe kapaklı defterini açtı, defterin sayfaları arasından bir yaprak kopardı. baÅŸlangıcı ne idiyse, sonu da öyle olmalıydı. o anda gözyaÅŸlarına hakim olamıyordu…
***********************
- evet genç adam ! istersen artık tahtayla ilgilenmeye baÅŸlayabilirsin. anlattığım konudan daha mühim olan nedir ki? Eren, birkaç gündür kendinde deÄŸilsin farkında mısın? elinde bir kağıt parçası dalıp gidiyorsun uzaklara…
-özür dilerim hocam, biri defterimin arasına bir kağıt parçası koymuş. birkaç gün evvel gördüm, onun şaşkınlığını yaşıyorum.
-hımm, ne yazıyor peki kağıtta?
sen desem seni bilir misiniz?
sen diye bir desen çizebilir misiniz?
bir mesken bulamadım kalbime
büyük aşklar vardır bilir misiniz?
elveda…
SON
Murat GİL

LAVİNİA KİMDİ

13 May 2010 Yazan admin  
Kategori Osmanlı

Mevhibe Meziyet Beyat (ilhan selçuk’un eski eÅŸi)
LAVİNİA

sana gitme demeyeceÄŸim.
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal.

sana gitme demeyeceÄŸim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.

sana gitme demeyeceÄŸim,
ama gitme, lavinia.
adını gizleyecegim
sen de bilme, lavinia.

Bu dizelerin ne kadar güzel olduğunu anlatmak için çabalamama gerek yok sanırım. Aşk şiirlerinin en güzellerinden biridir Lavinia. Bu sitede de daha önce yayımlamıştık. Sonra da yayımlarız. Lavinia bir külttür.
DiÄŸer yazılarımdan birinde Haluk Oral’dan da bahsetmiÅŸtim. Åžiir Hikayeleri adlı kitabından da.
Her zaman büyük ÅŸiirlerin kimler için yazıldığını hangi olaylar üzerine yazıldığını merak ederdim. Aslında merak etmeyi sevdiÄŸimi anladım sonraları. Bir ÅŸiirin gerçek hikayesini duyduÄŸunuzda o ÅŸiirden soÄŸuyabiliyorsunuz. Murathan Mungan’ın “Olmasa Mektbun” adlı ÅŸiirini lise yıllarımda Derya KöroÄŸlu için yazdığını bilmiyordum mesela:D
Neyse Lavinia’nın kim olduÄŸunu araÅŸtırmış Haluk Oral ve kitabında bizlere sunmuÅŸ. Ben de meraklılarıyla paylaÅŸayım istedim. Detay bekleyenler bu kitabı alacak tabii:D Özdemir Asaf’ın büyük aÅŸkını merak ediyorsanız:

BEĞENDİĞİM SÖZLER # 1

13 May 2010 Yazan admin  
Kategori Osmanlı

İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır
Dostoyevski

BEĞENDİĞİM DÖRTLÜKLER # 5

02 May 2010 Yazan admin  
Kategori Osmanlı

VEDA

Silahlara veda
Geceye rüyaya ve sana
Yalnızlığın geyik gözlü köşesinden
Düzenlerin çıkmazına

Çizdiğim resmin
Saat kulesi ağlıyor
Ağzım o çeşit yok
Şişe bu çeşit var

Sen bir gece gelsen
Güneş doğmasa
Gitmeden yine gelsen
Bu yeni geleni
Bu bize bakanı
Sana bir anlatsam
Güneş doğmasa
Sandıkların içini göstersem sana
Çizdiğim resmin
Yalnızlığın geyik gözlü köşesinde
Bir rafa koyabilsen
Olup biteni ve onları
Sabaha kadar konuÅŸsak
O ürkek ürkek bakanı sana bir anlatsam
Ateşi karı tüfeği çeksem
Ocağa pencereye kapıya

Kemana veda

Yağmurda şeytan ve şapkası
Silahın ölümünü kutluyorum

Tren kaçırmış gibiyim

Sana veda



SEZAİ KARAKOÇ

Sonraki yaz?lar »